Göz değmesi Nazar, Sebepleri ve Belirtileri Nelerdir?

Yüce Allah (Celle Celaluhu) buyuruyor:
    O inkâr edenler Zikri (Kur’an’ı) işittikleri zaman, sanki seni gözleriyle (nazar edip) yıkacaklardı. (Kin ve kıskançlıklarından) hâlâ “kuşku yok o bir mecnundur” diyorlar. Gerçekte o (Kur’an), âlemler için ancak bir öğüttür. (Kalem – 51 – 52)

   Esedoğulları içinde baktığı bir şeye hemen nazarı dokunan keskin gözlü biri vardı. Develer bile onun keskin bakışına dayanamaz, hastalanıp derhal yere yıkılırdı. Kur’an okurken nazar edip Peygamberimizi de yere yıksın ve gülünç olsun diye müşrikler onu Mekke’ye dâvet ettiler. Bir gün Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Kur’an okurken, o keskin bakışlı kimse sürekli Peygamberimize baktığı halde, Rabbimizin özel koruması altında olan Peygamberimize bir zarar veremedi. İşte bu olay üzerine bu âyet-i kerîme geldi ve Yüce Allah durumu Peygamberimize haber verdi.

Göz değmesi (Nazar) gerçek midir?
   Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyuruyor:
   Göz değmesi (nazar) gerçektir. (Buhârî – Müslim – Ebû Dâvûd – İbni Mâce – Ahmed İbni Hanbel)
   Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyuruyor:
   Göz değmesi (nazar) insanı mezara ve deveyi kazana götürür. (Râmûz’ül- Ehâdis)

   Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyuruyor:
   Göz değmesi gerçektir. Eğer kaderi geçen bir şey olsaydı, göz değmesi geçerdi.(Müslim – Ahmed İbni Hanbel – Hâkim)

   İlk çağlardan beri insanların ilgisini çeken ve aralarında tartışma konusu olan göz değmesi, Asrı Saadet’te de gündeme gelince, Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Göz değmesi gerçektir” buyurarak, göz değmesinin hayâl ve hurâfe olmayıp gerçek olduğunu belirtmiş, “İnsanı mezara ve deveyi kazana götürür” buyurarak, tehlikeli boyutlarına işaret etmiş ve “Eğer kaderi geçen bir şey olsaydı, göz değmesi geçerdi” buyurarak, göz değmesinin kader sınırlarını zorlasa da Yüce Allah’ın takdirini geçemeyeceğini ve paniğe gerek olmadığını vurgulamıştır.

Göz değmesi nedir?
   İki kişi karşılıklı oturup birbirlerinin gözlerinin içine sürekli bakamazlar. Çünkü gözlerinden yayılan ışınlar (şualar), ikisinin de gözüne zarar verir, yani göz değmesi (nazar) olur.
   Aşırı duyarlı, içe kapanık, iri ve parlak gözlü olanların bakışı daha etkilidir. Bu tür kimseler iyi niyetle de olsa bir şeye gözlerini dikip dikkatlice baktıkları zaman, evlâtları bile olsa zarar görür, tabaklar, bardaklar çatlayıp kırılabilir ve elektronik cihazlar bozulabilir. Canlı ve cansız bütün varlıklar göz değmesinden etkilenmekle birlikte odak noktası olanlar daha fazla etkilendiğinden, dâmat ve gelinlerin göz değmesinden daha fazla sakınmaları gerekir. Çünkü yüzlerce dâvetlinin gözlerinden yayılan ışınların odak noktası olan gelinler ve dâmatlar, mutluluk hayâlleri kurarken, göz değmesinden kaynaklanan sorunlarla karşılaşabilir, kendilerini halsiz, hasta, bağlı ve büyülü sanıp hayâl kırıklığına uğrayabilirler.

   Dışarıda açık saçık gezen kızlar ve genç hanımlar, cinsel istekle bakan erkeklerin odak noktası olduklarından, sık sık nazar olur ve nazarın etkisiyle can sıkıntısından patlayacakmış gibi olurlar.

   Kırmızı renkli giysiler gözlerden yayılan ışınları daha fazla çektiğinden, özellikle gelinler ve yeni doğum yapan kadınlar kırmızı renkli giysilerden kaçınmalıdır. İster erkek, ister kız olsun küçük çocuklara da düz kırmızı giysiler giydirilmemeli ve çocukları severken MâşâAllah lâ kuvvete illâ billâh denilmelidir. Çünkü:
   Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyuruyor:
   Bir kimse hoşuna giden (güzel) bir şey gördüğü zaman “MâşâAllah lâ kuvvete illâ billâh” derse, ona (baktığı şeye) göz değmesi bir zarar vermez. (Menâvî)

Göz değmesinin belirtileri nelerdir?
   Aşırı sıkıntı, gönül darlığı, baş ağrısı, halsizlik, bıkkınlık, solunum güçlüğü, stres, karamsarlık ve dokununca patlayacakmış gibi sinirsel bunalım. Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “Göz değmesi gerçektir. İnsanı mezara götürür” buyurduğuna göre, göz değmesi olan kimse gerçekte hastadır, hem de ağır hastadır ama derdini kimseye anlatamaz. Hastaneye gitse, filmleri, tahlilleri temiz çıkar ve doktorlar onun derdinden anlamaz. Hoca işidir diye bakıcı ve cinci denilen sapıklara gitse, cin ve büyü hikâyeleri ile zavallının kafası daha da karışır ve cebindeki parasından da olur.

Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyuruyor:
   Göz değmesinden Allah’a sığının. Çünkü göz değmesi gerçektir. (İbni Mâce – Hâkim)

   Ebû Said el-Hudrî radıyallahu anhü diyor ki: Resûlullah (s.a.v.) cinlerden ve göz değmesinden (çeşitli dualarla) Allah’a sığınırdı. Muavvizeteyn (Kul eûzü birabbil-Felâk ve Kul eûzü birabbin-Nâs) sûreleri gelince, bunlarla sığınmaya başladı ve diğer duaları bıraktı. (Tirmizî – İbni Mâce)

   Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
   Bir kimse evinde Fâtîha ile Âyet-el-kürsî’yi okursa, o gün o eve (ve ev halkına) göz değmez. (Deylemî)

   Kim her gün sabah-akşam “Fâtîha, Âyet-el-kürsî, İhlâs, Felâk ve Nâs” sûrelerini okursa, göz değmesi dâhil her çeşit kötülüklerden korunmuş olur..

-NAZAR’DAN KORUNMA DUALARI İÇİN TIKLAYIN-

Etiketler: Nazarnazar ayeti nazar dualarıNazar değmesinin sebepleriNazar dualarıNazar duasıNazar duası türkçeNazar hadisleriNazar Hakkında ayetlerNazar hakkında hadislerNazar için okunacak duaNazar NedirNazardan koruyan dualarNazarın belirtileri nelerdir

::::::::::Büyü ve sihir haramdır::::::::

: “Büyünün gerçekliği var mıdır? Yapılan insanı etkiler mi? Kendimize büyü yapıldığını öğrensek ne yapmamız gerekir? Para ile büyü bozdurmak mesleğimize uygun mudur?”

BÜYÜ VE SİHİR HARAMDIR

Büyü ve sihir yapmak da, yaptırmak da, büyücülere ve sihirbazlara inanmak da, onların tabiatüstü bir güce sahip olduklarını kabul etmek de haramdır.

Kur’ân buyuruyor ki: “Şeytanlar, insanlara sihri ve Babil’deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler…. Hâlbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi!”1

Peygamber Efendimiz (asm) bir hadislerinde, “Helâk edici yedi şeyden sakının” buyurdular ve bu yedi şeyi şöyle sıraladılar: “Allah’a şirk koşmak, sihir yapmak, haksız yere bir cana kıymak, faiz ve yetim malı yemek, düşmana hücum esnasında savaştan kaçmak, iffetli mü’min hanımlara zina isnadında bulunmak”2

Bir diğer hadislerinde Peygamberimiz (asm), büyü yapan kimsenin Allah’a şirk koşmuş olacağını3, bir başka hadislerinde ise, sihre inanan, onun doğruluğunu tasdik eden kimselerin Cennete giremeyeceklerini bildirmişlerdir.4

Her Şey İnsana Teshir Edilmiştir

Kur’ân geçmiş milletlerin yaptıkları sihirlerden bahseder. Meselâ Firavun’un sihirbazlarının yaptıkları sihirler karşısında Hazret-i Mûsâ’nın (as) asasının mutlak galibiyetini zikreden Kur’ân, bu galibiyet üzerine sihirbazların secdeye kapanarak: “Âlemlerin Rabb’i olan Mûsâ ve Hârun’un Rabb’ine inandık” dediklerini beyan eder.5

Hazret-i Süleyman’ın (as) cinleri, asi şeytanları ve kötü ruhları Allah’ın izniyle teshir ettiğini ve emri altına aldığını beyan eden Kur’ân6, insanı bütün yeryüzünün halifesi ilan eder. Yeryüzünün halifesi, bütün her şeyin kendisine teshîr edildiği, sihri, hükmü ve emri her şeye geçen insan demektir. Bu teshîr âyetlerinin tefsîrinde Bedîüzzaman, beşerin ubûdiyet vazîfesini unutmamak şartıyla; gerek ses, görüntü ve madde nakliyle, gerekse cinleri, ifritleri ve âsî şeytanları teshir etmek suretiyle yeryüzünün her tarafının her yerden görüldüğü ve her köşeden bütün seslerin işitildiği bir “bahçeye” çevrilmesinin mümkün olacağını kaydeder.

Saîd Nursî Hazretleri, Hazret-i Süleyman’ın (as) cinleri, şeytanları ve kötü ruhları teshîr ettiğini, şerlerini men edip faydalı işlerde istihdam ettiğini ilgili ayetlerle nazara verdikten sonra; yeryüzünün insanlardan sonra şuur sahibi en mühim sekenesinin cinler olduğunu, cinlerin insana hizmetkâr olabileceğini, cinlerle temas edilebileceğini, şeytanların da düşmanlığı bırakmaya mecbur edilerek, ister istemez insanlığa hizmet ettirilebileceğini beyan eder. Ve bu ayetlerin insanlığa remzen: “Ey İnsan! Bana itaat eden bir kuluma cinleri, şeytanları ve şerirlerini itaat ettiriyorum. Sen de Benim emrime musahhar olsan, çok mevcûdât, hattâ cinler ve şeytanlar dahi sizlere musahhar olabilirler, emrinize girebilirler” tarzında hitap ettiğini kaydeder ve insanlığın maddî-manevî hassâsiyetinden tezahür eden ispirtizma ve cinlerle haberleşme gibi hâdiselerin en nihayet hududunu bu ayetlerin çizdiğini beyan eder.

Fakat Bediüzzaman, zamanımızdaki gibi kendisine “ölüler” namını veren cinlere, şeytanlara ve kötü ruhlara, sihir gibi bazı yollarla maskara ve oyuncak olmanın insanlığın “hilâfet” sıfatına yakışmadığını belirtir.7

Şerirlerin Şerlerinden Korunmak İçin

Ayette belirtildiği gibi, Allah dilemeden hiç kimse, hiç kimseye zarar veremez. Sihirbazların, büyücülerin ve muskacıların hiçbir oluşumda, hiçbir işte, hiçbir hâdisede Cenab-ı Hakk’ın dileği dışında ne doğrudan, ne de dolaylı olarak hiçbir katkıları ve etkileri yoktur. Olduğu da görülmemiştir.

Kötü niyetli ve şerir insanların, cinlerin ve mahlûkların şerlerinden korunmak için elbette bazı yollar ve usuller vardır. Şöyle ki: Başta sünnet-i seniyyeye uymak, işimize euzü-besmele ile başlamak, Ayete’l-Kürsi gibi veya Asr-ı Saadet’te bir sihir teşebbüsü üzerine nazil olmuş bulunan “Kul eûzü bi Rabbi’l-Felak ve Nâs” surelerini okuyarak Cenab-ı Hakk’a sığınmak inşallah kâfi olur.

Yine de devam eden ve geçmeyen bir sıkıntı varsa, konu ile ilgilenen “doğru insanı” bularak, tavsiyelerini ve çözüm yollarını dinlemek inşallah şifa olur.

DUA

Ya Rab! Ya Şafi! Ya Kâfi! Ya Vafi!

Hastalığımız, derdimiz ve sıkıntımız anında bizi tevhidden, teslimden, tevekkülden ve salihattan ayırma! Ubudiyetimizi ve istianemizi yalnız Sana kıl! Yalnız Senin şifa verdiğine ve Senin Rububiyetinin kâfi olduğuna iman ve itminan ver! Bizi bakıyat-ı salihatına vefadar eyle! Bizi dalâletten beri eyle! Âmin!

Dipnotlar:
1- Bakara Suresi: 102
2- Buhârî Vesâyâ 23, Tıb 48, Hudûd 44; Müslim, İman 145; Ebû Dâvud, Vesâyâ 10, Hadis No: 2874
3- Nesâî, Tahrim 19, Hadis No: 4076
4- Ahmed Bin Hanbel, Müsned, 3/14, 83; 4/399
5- A’râf Sûresi, 114-122;Tâhâ Sûresi, 68-73
6- Bakınız: Sâd Sûresi, 38; Enbiyâ, Sûresi, 82; Neml Sûresi, 40
7- Said Nursî, Sözler, S. 233, 234

Cin musallatı belirtileri

nelerdir, bir yakınınıza ya da kendinize cinlerin musallat olup olmadığını nasıl anlayabilirsiniz. Cin musallatından kurtulma , cin musallatından kurtulmak için kesin çözüm , musallattan kurtulma , cinlerin musallat olması ve belirtileri , musallat olan cinden kurtulma . Bu yazımızda sizlere,  cinler, musallat belirtileri konusunda kısaca bilgi vermeye çalışacağız. Cinlerin varlığı Kur’anı-ı Kerim’de geçen pek çok ayette açıklanmaktadır. Bazı insanlar, cinler hakkında bilgi sahibi olmadıkları için hayatlarında karşılaştıkları sorunların gerçek sebebini anlayamamaktadır. Bu nedenle, karşılaştıkları sorunların büyüden kaynaklandığını düşünmektedir. Cinlerin insanlara musallat olması için illa ki kişiye büyü yapılmasına gerek yoktur. Gerçek havas hocaları cin musallatı ile büyüyü ayırt edebilmektedir. Sadece kitaplardan okuma bilgiler ile kendilerini havas hocası olarak lanse eden kişiler konusunda çok dikkatli olmalısınız. Cin musallatından ve büyüden kurtulmak için yapılacak ilmi havas çalışmaları birbirinden çok farklıdır. Gerçek havas alimi siz kendisine milyon dolarlar dahi teklif etseniz kesinlikle büyü yapmaz. Sadece, cin musallatından kurtarma, büyü bozma, giden eşin geri getirilmesi gibi sadece ehl-i sünnete uygun alanlarda havas çalışmaları yapar. Tarafıma müracaat eden kişilere öncelikle rabıta yolu ile bakım yaparak sorunların gerçek sebebi tespit edilir. Tarafıma telefon ile ulaşmadan önce mutlaka rabıta ile bakım yazımı okumalısınız.  Buna göre tarafımca kişiye özel ilmi havas çalışmaları yapılır.

Cin musallatı belirtileri neler
Cin musallatı belirtileri neler

Cinler, 5 duyu organımızla algılanamayan, enerji boyutundaki varlıklardır. İnsanlar ile birlikte yeryüzünde hayatlarını devam ettirirler. Cinler, insanlar gibi şuur ve iradeye sahiptirler ve ilahi emirlere uymakla yükümlüdürler. Cinler, gruplar halinde yaşarlar, kabileleri bulunmaktadır. Cinlerin yaratılışları insanların yaratılışlarından çok daha öncedir. İnsanlar topraktan, cinler ise ateşten yaratılmışlardır. Kafir ve mümin cinler olmak üzere 2 tür cin vardır.

Allah’a iman etmiş mümin cinlerin insanlara ve hayatlarına müdahale etmesi yasaklanmıştır ve bunlar emirlere uyarlar. Fakat kafir cinler ise insanları rahatsız etmek, iradelerini kontrol altına almak, doğru yoldan çıkarmak saldırmak, farklı görüntülerde görünmek, akli dengelere müdahale etmek ve gerek bedeni gerekse manevi hastalıklar oluşturmak için adeta birbirleriyle yarışırlar.

Cin Musallatı Belirtileri

en önemli cin musallatı belirtileri, sebebi tıbben açıklanamayan bedende ağrı, sancı, ani bayılma, titreme, sebepsiz yere çığlık atma, ellerini gözlerine kapatma, ruhsal sıkıntı, gece uykuda kabus görme, vb. gibi durumlardır. Cinler, insan bedeninin herhangi bir uzvuna da girebilir, özellikle beyni tercih ederler.

Cin musallatına maruz olan kişilerde garip hareketler, belirgin olarak ellerde ve vücudunda aşırı kasılmalar, ellerde ayaklarda yanmalar, çene kilitlenmesi, halsiz bir şekilde sürekli yatma isteği, aşırı şekilde insanüstü bir güç birikimi, anlaşılmayan konuşmalar, gece anahtarı olmayan kapıları açarak dışarıya çıkabilme gibi inanılması güç haller gözlenebilir. Cin musallatına maruz kalmış kişinin bu durumdan bir an önce kurtarılması ve feraha ermesi gerekir. Aksi takdirde, cinler kişinin bedenine iyice yerleşerek kişiyi kontrol altına alırlar ve cin musallatından kurtulmak gün geçtikçe zorlaşır.

  • Korkulu rüyalar görmek, kedi, köpek ve pis kılıklı insanlar görmek,
  • Yüksek bir yerden düşüyormuş hissine kapılmak,
  • Rüyada derin bir suda boğulduğunu görmek,
  • Uyurken rüyada size birisinin saldırması ve yorganın hareket ettiğini hissetmek,
  • Rüyada bilmediğin bir yerde yırtıcı hayvanların saldırısına uğradığınızı görmek,
  • Issız yerlerde dolaşırken tuhaf sesler duymak,
  • Gaipten bir sesin sizi çağırdığını duymak,
  • Vücudunuzun herhangi bir uzvunda karıncalanma, uyuşma hissetmek,
  • Yalnız kalma arzusu,
  • Banyoda veya tuvalette uzun süre kalmak,
  • Banyo yaparken biri ile konuşma ihtiyacı duymak,
  • Yüzünüzü sabunlu suyla yıkarken birisinin sizi seyrettiği hissine kapılmak ve hemen yüzünüzdeki sabundan kurtulmayı istemek,
  • Bazen banyodan hızla dışarı çıkmak istediğinin olması,
  • Özellikle gecenin geç saatlerinde yürürken birilerinin peşinizden geldiği duygusuna kapılmak,
  • Gözlerinizi kapattığınız zaman karanlıkta bir göz belirip size baktığını ve giderek yaklaştığını hissetmek,
  • Çevrende pis bir koku duymak,
  • Karanlıktan korkmak,
  • Uykuda sık sık dişlerini sıkmak, ağlamak, çığlık atmak,
  • Karı koca arasında soğukluk, tiksinti ve iğrenme olması,
  • Uykuda, rüyada sizin ile cinsel ilişki kuran ya da kurmak isteyen birisini görmek,
  • Uykuda kendinizi mezarlıkta ya da pis yerlerde, korkunç yerlerde görmek,
  • Uykuda sık sık ihtilam (boşalma) olmak,
  • Rüyada kan veya su gölü üzerinde yürüdüğünüzü görmek,
  • İbadet yaparken, namaz kılarken, zikir yaparken veya Kur’an okurken zorlanmak, ruh darlığının olması,
  • Söz ve davranışlarda ani dengesizliklerin olması,
  • Tıbben açıklanamayan sara nöbetleri,
  • Tıbbi olmayan iç sıkıntısı, halsizlik ve hüzün halleri,
  • Vücutta sebepsiz yere herhangi bir organın kasılması, uyuşması, titremesi,
  • Göğüste daralma, nefes alma zorluğu çekmek, özellikle Kur’an okurken artması,
  • Vücutta bir şeylerin gezdiğini hissetmek,
  • Sebepsiz yere şiddetli ağlamak, gülmek ya da sinirlenmek,
  • Özellikle kadınlarda aşırı saç dökülmesi,
  • Tıbben bir sebebi olmayan kadınlarda adet kanamalarının düzensizleşmesi,
  • Sebepsiz kısırlık, tıbben bir kusur olmadığı halde çocuk olmaması,
  • Sebepsiz baş ağrıları,
  • Beyin yorgunluğu, başta ağırlık veya tabakalar oluştuğunu hissetmek,
  • Aşırı unutkanlık,
  • Tembellik hali, içinden bir şey yapmak gelmemesi,
  • Aniden eşinden, çocuklarından ve evden nefret etmek, sıkılmak,

Rukye Ayetleri – CİN MUSALLATININ BELİRTİLERİ VE RUKYE AYETLERİ

ARAPÇA VE TÜRKÇE RUKYE AYETLERİ

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

• Fatiha 1

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

⁃ Bismillâhir rahmânir rahîm.
Rahmân ve rahîm olan Allah’ın ismi ile.

• Fatiha 2

الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

⁃ El hamdu lillâhi rabbil âlemîn (âlemîne).
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.

• Fatiha 3

الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

⁃ Er rahmânir rahîm(rahîmi).
Rahmân’dır, Rahîm’dir.

• Fatiha 4

مَالِكِ يَوْمِ الدِِّينِ

⁃ Mâliki yevmid dîn(dîne).
Dîn gününün mâlikidir.

• Fatiha 5

إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُْ

⁃ İyyake na’budu ve iyyake nesteîn
Yalnız Sana ibadet eder, yalnız senden medet umarız.

• Fatiha 6

اِهْدِنَا الصِِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ

⁃ İhdinas sırâtâl mustakîm(mustakîme).
(Bu istiane’n ile) bizi, SIRATI MUSTAKخM’e hidayet et (ula؛tır).

• Fatiha 7

صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ

⁃ Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).

O yol (SIRATI MUSTAKخM) ki; üzerlerine nimet verdiklerinin yoludur. ـzerlerine gadap duyulmu؛ların ve dalâlette kalmı؛ların (Allah’a ula؛mayı dilemeyenlerin) yolu değil.

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• Bakara 1

الم

⁃ Elif Lâm Mim
Elif Lâm Mim

• Bakara 2

ذَٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ ۛ فِيهِ ۛ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ

⁃ Zâlikel kitâbu lâ reybe fîh(fîhi), huden lil muttekîn(muttekîne).

İ؛te bu Kitap ki, O’nda hiçbir ؛üphe yoktur. Takva sahipleri için bir hidayettir.

• Bakara 3

الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

⁃ Ellezîne yu’minûne bil gaybi ve yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).

Onlar (takva sahipleridir) ki, gaybe (gaybte Allah’a) îmân ederler, namazlarını kılarlar ve kendilerini rızıklandırdığımız ؛eylerden infâk ederler (ba؛kalarına verirler).

• Bakara 4

وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

⁃ Vellezîne yu’minûne bi mâ unzile ileyke ve mâ unzile min kablik(kablike) ve bil âhireti hum yûkınûn(yûkınûne).

Onlar (takva sahipleri) ki, sana indirilene ve senden ِnce indirilenlere (bütün semavî kitaplara) îmân ederler ve onlar ahirete yakîn hasıl ederler (yakîn seviyesinde kesin olarak inanırlar).

• Bakara 5

أُولَٰئِكَ عَلَىٰ هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ ۖ وَأُولَٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

⁃ Ulâike alâ huden min rabbihim ve ulâike humul muflihûn(muflihûne).

İ؛te onlar, Rab’lerinden bir hidayet üzeredirler. Ve i؛te onlar,onlar muflihundurlar (felâha, kurtulu؛a erenlerdir).

• Bakara 6

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

⁃ İnnellezîne keferû sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu’minûn(yu’minûne).

Onlar muhakkak ki kâfirdirler. Onları ikaz etsen de etmesen de onlar için e؛ittir (birdir), mü’min olmazlar.

• Bakara 7

خَتَمَ اللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ وَعَلَىٰ سَمْعِهِمْ ۖ وَعَلَىٰ أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

⁃ Hatemallâhu alâ kulûbihim ve alâ sem’ıhim, ve alâ ebsârihim gı؛âveh(gı؛âvetun), ve lehum azâbun azîm(azîmun).

Allah onların kalplerinin üzerini ve i؛itme (sem’î) hassasının üzerini mühürledi ve gِrme (basar) hassasının üzerine gı؛avet (perde) çekti. Onlar için azîm (büyük) azap vardır.

• Bakara 8

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ آمَنَّا بِاللَّهِ وَبِالْيَوْمِ الْآخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِنِينَ

⁃ Ve minen nâsi men yekûlu âmennâ billâhi ve bil yevmil âhıri ve mâ hum bi mu’minîn(mu’minîne).

Ve insanlardan bir kısmı derler ki: “Biz Allah’a ve ahiret gününe (hayatta iken ruhun Allah’a ula؛acağı güne) îmân ettik.” Ve onlar mü’min değillerdir.

• Bakara 9

يُخَادِعُونَ اللَّهَ وَالَّذِينَ آمَنُوا وَمَا يَخْدَعُونَ إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ

⁃ Yuhâdiûnallâhe vellezîne âmenû, ve mâ yahdeûne illâ enfusehum ve mâ ye؛’urûn(ye؛’urûne).

(Zannederler ki) Allah’ı ve âmenû olanları aldatırlar. Ve onlar, kendilerinden ba؛kasını aldatmazlar ve farkında da olmazlar.

• Bakara 10

فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَهُمُ اللَّهُ مَرَضًا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ

⁃ Fî kulûbihim maradun, fe zâdehumullâhu maradâ(maradan) ve lehum azâbun elîmun bi mâ kânû yekzibûn(yekzibûne).

Onların kalplerinde maraz (hastalık) vardır. Allah da bu sebeple onların hastalığını arttırdı. Tekzip etmi؛ olmaları (Allah’a ula؛mayı yalanlamaları) sebebiyle onlar için elîm bir azap vardır.

• Bakara 11

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ قَالُوا إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ

⁃ Ve izâ kîle lehum lâ tufsidû fîl ardı, kâlû innemâ nahnu muslihûn(muslihûne).

Onlara (Allah’a ula؛mayı dilemedikleri için, kalpleri engelli ve ba؛kalarını hidayetten men ettikleri için Allah’ın hastalıklarını artırdığı insanlara): “Yeryüzünde fesat çıkarmayın (ba؛kalarını Allah’ın yolundan men etmeyin)!” denildiği zaman: “Biz sadece ıslâh ediciyiz.” dediler.

• Bakara 12

أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَٰكِنْ لَا يَشْعُرُونَ

⁃ E lâ innehum humul mufsidûne ve lâkin lâ ye؛’urûn(ye؛’urûne).

Gerçekten onlar, fesat çıkaranlar, onlar değil mi? Ve lâkin farkında değiller.

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• Bakara 163

وَإِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ ۖ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الرَّحْمَٰنُ الرَّحِيمُ

⁃ Ve ilâhukum ilâhun vâhid(vâhidun), lâ ilâhe illâ huver rahmânur rahîm(rahîmu).

Sizin ilâhınız tek bir ilâhtır. O’ndan ba؛ka ilâh yoktur. O, rahmân’dır rahîm’dir.

• Bakara 164
إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتِي تَجْرِي فِي الْبَحْرِ

بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ مَاءٍ فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ

فِيهَا مِنْ كُلِّ دَابَّةٍ وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ

يَعْقِلُونَ

⁃ İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri vel fulkilletî tecrî fîl bahri bimâ yenfeun nâse ve mâ enzelallâhu mines semâi min mâin fe ahyâ bihil arda ba’de mevtihâ ve besse fîhâ min kulli dâbbe(dâbbetin), ve tasrîfir riyâhı ves sehâbil musahhari beynes semâi vel ardı le âyâtin li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).

Muhakkak ki gِklerin ve yerin yaratılı؛ında, gece ve gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, insanlara yarar sağlayarak denizde akıp giden o gemilerde, O’nun (Allah’ın) gِkten su indirip bِylece onunla, ِlümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde, orada bütün hayvanlardan yaymasında, rüzgârların (deği؛ik yِnlerden) esmesinde ve yerle gِk arasında musahhar (emre amade) kılınmı؛ bulutlarda, akıl eden kavim için mutlaka âyetler (deliller) vardır.

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• Bakara 255

للَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ ۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ ۚ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي

الْأَرْضِ ۗ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلَّا بِإِذْنِهِ ۚ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ ۖ وَلَا

يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ إِلَّا بِمَا شَاءَ ۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ ۖ وَلَا يَئُودُهُ

حِفْظُهُمَا ۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ

⁃ Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyûm(kayyûmu), lâ te’huzuhu sinetun ve lâ nevm(nevmun), lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fil ard(ardı), menzellezî ye؛feu indehû illâ bi iznih(iznihî) ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum, ve lâ yuhîtûne bi ؛ey’in min ilmihî illâ bi mâ ؛âe, vesia kursiyyuhus semâvâti vel ard(arda), ve lâ yeûduhu hıfzuhumâ ve huvel aliyyul azîm(azîmu).

Allah ki, O’ndan ba؛ka ilâh yoktur (Sadece O vardır). Hayy’dır Kayyum’dur. O’nu ne bir uyuklama ve ne de bir uyku hali tutmaz. Gِklerde ve yerde olan her؛ey O’nundur. Onun izni olmadan, O’nun katında kim ؛efaat etme yetkisine sahiptir? Onların ِnlerinde ve arkalarında olanları (geçmi؛ ve geleceklerini) bilir. Ve O’nun lminden, O’nun dilediğinden ba؛ka bir ؛ey ihata edemezler (kavrayamazlar). O’nun kürsüsü gِkleri ve yeri kaplamı؛tır. Ve o ikisini muhafaza etmek (yerlerin ve gِklerin dengesini korumak, gِzetmek), kendisine zor gelmez ve O Alâ’dır (çok yücedir), Azîm’dir (çok büyüktür).

• Bakara 256

لَا إِكْرَاهَ فِي الدِِّينِ ۖ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِِّ ۚ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللَّهِ فَقَدِ

اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىٰ لَا انْفِصَامَ لَهَا ۗ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

⁃ Lâ ikrâhe fîd dîni kad tebeyyener ru؛du minel gayy(gayyi), fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lenfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm(alîmun).

Dînde zorlama yoktur. ir؛ad yolu (hidayet yolu, Allah’a ula؛tıran yol), gayy yolundan (dalâlet yolundan, ؛eytana, cehenneme ula؛tıran yoldan) açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmı؛tır. Artık kim tagutu (؛eytanı ve ؛eytana ula؛tıran yolu) inkâr edip de Allah’a îmân ederse (mü’min olur, Allah’a ula؛tıran yolu tercih ederse), bِylece o, (Allah’tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, mür؛idin eline) tutunmu؛tur. Allah Sem’î’dir, Alîm’dir.

• Bakara 257

اللَّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ ۖ وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَوْلِيَاؤُهُمُ

الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ ۗ أُولَٰئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ ۖ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

⁃ Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Allah, âmenû olanların (Allah’a ula؛mayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, ؛eytanı dost edinirler, ؛eytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İ؛te onlar, ate؛ ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• Bakara 266 (Ayetin bir kısmı)

فَأَصَابَهَا إِعْصَارٌ فِيهِ نَارٌ فَاحْتَرَقَتْ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمُ الآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ

⁃ fe esâbehâ ı’sârun fîhi nârun fahterakat kezâlike yubeyyinullâhu lekumul âyâti leallekum tetefekkerûn(tetefekkerûne).

Sonra da ona (bahçeye), içinde ate؛ bulunan bir kasırga isabet etsin, bِylece onu yaksın. Allah size âyetleri, i؛te bِyle beyan ediyor (açıklıyor). Umulur ki bِylece siz tefekkür edersiniz.

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• Bakara 284

ِلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاِنْ تُبْدُوا مَا ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْ اَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ

اللّٰهُۜ فَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ

⁃ Lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), ve in tubdû mâ fî enfusikum ev tuhfûhu yuhâsibkum bihillâh(bihillâhu), fe yagfiru limen ye؛âu ve yuazzibu men ye؛âu, vallâhu alâ kulli ؛ey’in kadîr(kadîrun).

Gِklerde bulunanlar ve yerde bulunanlar (her؛ey) Allah’a aittir. Ve eğer siz nefslerinizde (içinizde) olanı açıklasanız veya onu gizleseniz de Allah, sizi onunla hesaba çeker. Artık dilediği kimseyi mağfiret eder, dilediği kimseyi azaplandırır. Ve Allah her؛eye kaadirdir.

• Bakara 285

اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّه۪ وَالْمُؤْمِنُونَۜ كُلٌّ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَكُتُبِه۪ وَرُسُلِه۪ۜ لَا

نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِه۪۠ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَص۪يرُ

⁃ آmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu’minûn(mu’minûne), kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih(rusulihî), lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih(rusulihî), ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ gufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr(masîru).

Resûl, Rabbinden kendisine indirilene îmân etti ve mü’minler de, hepsi Allah’a, O’nun meleklerine, kitaplarına ve resûllerine îmân etti. “Biz, O’nun resûlleri arasından (hiç) birini, diğerinden ayırmayız.” Ve “ı؛ittik ve itaat ettik! Ve Rabbimiz, Senin mağfiretini (dileriz). Ve masîr (varı؛) Sana’dır (Sana doğru yola çıkarız ve Sana ula؛ırız).” dediler.

• Bakara 286

لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْساً اِلَّا وُسْعَهَاۜ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْۜ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَٓا اِنْ

نَس۪ينَٓا اَوْ اَخْطَأْنَاۚ رَبَّنَا

وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَٓا اِصْراً كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا

بِه۪ۚ وَاعْفُ عَنَّا۠ وَاغْفِرْ لَنَا۠ وَارْحَمْنَا۠ اَنْتَ مَوْلٰينَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ

⁃ Lâ yukellifullâhu nefsen illâ vus’ahâ lehâ mâ kesebet ve aleyhâ mektesebet rabbenâ lâ tuâhıznâ in nesînâ ev ahta’nâ, rabbenâ ve lâ tahmil aleynâ ısran kemâ hameltehu alellezîne min kablinâ, rabbenâ ve lâ tuhammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bih(bihî), va’fu annâ, vagfir lenâ, verhamnâ, ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil kâfirîn(kâfirîne).

Allah kimseyi gücünün yettiğinden ba؛kasıyla mükellef kılmaz (sorumlu tutmaz). Kazandığı (dereceler) onundur ve iktisap ettiği (kazandığı negatif dereceler) de onundur (sorumluluğu onun üzerindedir). Rabbimiz! ھâyet unuttuysak veya hata yaptıysak bizi aheze etme (sorgulama). Rabbimiz, bizden ِncekilere yüklediğin gibi bizim üzerimize ağır yük yükleme. Rabbimiz, takat (güç) yetiremeyeceğimiz ؛eyi bize yükleme. Ve bizi af ve mağfiret et ve bize rahmet et (Rahîm esması ile bize tecelli et, rahmet nurunu gِnder). sen bizim Mevlâmız’sın. Artık kâfirler kavmine kar؛ı bize yardım et.

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• Al-i İmran 18

شَهِدَ اللَّهُ أَنَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ وَالْمَلَائِكَةُ وَأُولُو الْعِلْمِ قَائِمًا بِالْقِسْطِ ۚ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

⁃ ھehidallâhu ennehû lâ ilâhe illâ huve, vel melâiketu ve ulûl ilmi kâimen bil kıst(kıstı), lâ ilâhe illâ huvel azîzul hakîm(hakîmu).

Allah, ؛ehâdet (؛ahitlik) etti: Muhakkak ki O’ndan ba؛ka ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de adaletle kâim oldular (؛ahit oldular) ki, O’ndan ba؛ka ilâh yoktur, (O) Azîz’dir, Hakîm’dir.

• Al-i İmran 19

إِنَّ الدِِّينَ عِنْدَ اللَّهِ الْإِسْلَامُ ۗ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ إِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ

بَغْيًا بَيْنَهُمْ ۗ وَمَنْ يَكْفُرْ بِآيَاتِ اللَّهِ فَإِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ

⁃ İnned dîne indâllâhil islâm(islâmu), ve mahtelefellezîne ûtûl kitâbe illâ min ba’di mâ câehumulılmu bagyen beynehum, ve men yekfur bi âyâtillâhi fe innallâhe serîul hısâb(hısâbı).

Muhakkak ki Allah’ın indinde dîn, İslâm’dır (teslim dînidir). Kendilerine kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki hased sebebiyle ihtilâfa dü؛tüler. Ve kim Allah’ın âyetlerini ِrterse (inkâr ederse), o taktirde, muhakkak ki Allah, hesabı çabuk gِrendir.

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• Nisa 76

الَّذِينَ آمَنُواْ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالَّذِينَ كَفَرُواْ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُواْ أَوْلِيَاء الشَّيْطَانِ إِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ
كَانَ ضَعِيفًا

⁃ Ellezîne âmenû yukâtilûne fî sebîlillâh(sebîlillâhi) vellezîne keferû yukâtilûne fî sebîlit tâgûti fe kâtilû evliyâe؛ ؛eytân(؛eytâni), inne keyde؛ ؛eytâni kâne daîfâ(daîfen).

آmenû olanlar, Allah’ın yolunda sava؛ırlar ve kâfir olanlar ise tagutun yolunda sava؛ırlar. O halde ؛eytanın dostlarıyla sava؛ın. Muhakkak ki ؛eytanın hilesi zayıftır.

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• A’raf 18

قَالَ اخْرُجْ مِنْهَا مَذْؤُ۫ماً مَدْحُوراًۜ لَمَنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنْكُمْ اَجْمَع۪ينَ

⁃ Kâlehruc minhâ mez’ûmen medhûrâ(medhûren), le men tebiake minhum leemleenne cehenneme minkum ecmaîn(ecmaîne).

(Allahû Tealâ): “Kınanmı؛ (hor gِrülmü؛) ve kovulmu؛ olarak oradan çık!” dedi. “Elbette onlardan kim sana tâbî olursa, mutlaka sizin hepinizden cehennemi (tamamen) dolduracağım.”

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• A’raf 54

إِنَّ رَبَّكُمُ اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَىٰ عَلَى الْعَرْشِ

يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثِيثًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِأَمْرِهِ ۗ أَلَا لَهُ

الْخَلْقُ وَالْأَمْرُ ۗ تَبَارَكَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ

⁃ İnne rabbekumullâhullezî halakas semâvâti vel arda fî sitteti eyyâmin summestevâ alel ar؛ı, yug؛îl leylen nehâre yatlubuhu hasîsen ve؛ ؛emse vel kamere ven nucûme musahharâtin bi emrih(emrihi), e lâ lehul halku vel emr(emru), tebârekallâhu rabbulâlemîn(âlemîne).

Semaları ve arzı altı günde yaratan, muhakkak ki sizin Rabbiniz Allah’tır. Sonra ar؛a istiva etti. Gündüz, onu süratle talep eden (takip eden) gece ile ِrtülür. Ve güne؛ ve ay ve yıldızlar O’nun emrine musahhardır (boyun eğmi؛lerdir). Yaratma ve emir O’nun değil mi? آlemlerin Rabbi mübarektir, ؛anı yücedir.

• A’raf 55

اُدْعُوا رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً ۚ إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ

⁃ Ud’û rabbekum tedarruan ve hufyeh(hufyeten), innehu lâ yuhıbbul mu’tedîn(mu’tedîne).

Rabbinize yalvararak ve gizlice dua edin. Muhakkak ki O, haddi a؛anları sevmez.

• A’raf 56

وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ بَعْدَ إِصْلَاحِهَا وَادْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًا ۚ إِنَّ رَحْمَتَ اللَّهِِ قَرِيبٌ مِنَ الْمُحْسِنِينَ

⁃ Ve lâ tufsidû fîl ardı ba’de ıslâhıhâ ved’ûhu havfen ve tamaâ(tamaân) inne rahmetallâhi karîbun minel muhsinîn(muhsinîne).

Islâh olduktan sonra yeryüzünde fesat çıkarmayın. Allah’a korkarak ve umutla yalvarın. ھüphesiz ki Allah’ın rahmeti muhsinlere yakındır.

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• A’raf 117

وَأَوْحَيْنَا إِلَىٰ مُوسَىٰ أَنْ أَلْقِ عَصَاكَ ۖ فَإِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ

⁃ Ve evhaynâ ilâ mûsâ en elkı asâke, fe izâ hiye telkafu mâ ye’fikûn(ye’fikûne).

Ve Musa (A.S)’ya asasını atmasını vahyettik. Attığı zaman o, (onların) uydurdukları (sihirle yaptıkları) ؛eyleri yuttu.

• A’raf 118

فَوَقَعَ الْحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

⁃ Fe vakaal hakku ve batale mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).

Bِylece hak (gerçek) vuku buldu (ortaya çıktı). Ve onların yapmı؛ oldukları ؛eyler bâtıl oldu (yok oldu).

• A’raf 119

فَغُلِبُوا هُنَالِكَ وَانْقَلَبُوا صَاغِرِينَ

⁃ Fe gulibû hunâlike venkalebû sâgırîn(sâgırîne).

Bِylece orada yenildiler ve zelil olarak geri dِndüler.

• A’raf 120

وَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ

⁃ Ve ulkıyes seharatu sâcidîn(sâcidîne).

Ve sihirbazlar atılarak secde ettiler (edenler oldular).

• A’raf 121

قَالُوا آمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَمِينَ

⁃ Kâlû âmennâ bi rabbil âlemîn(âlemîne).

“آlemlerin Rabbine biz îmân ettik.” dediler.

• A’raf 122

رَبِِّ مُوسَىٰ وَهَارُونَ

Rabbi mûsâ ve hârûn(hârûne).
Musa (A.S)’ın ve Harun (A.S)’ın Rabbine.

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• Yunus 80

فَلَمَّا جَاءَ السَّحَرَةُ قَالَ لَهُمْ مُوسَىٰ أَلْقُوا مَا أَنْتُمْ مُلْقُونَ

⁃ Fe lemmâ câes seharetu kâle lehum mûsâ elkû mâ entum mulkûn(mulkûne).

Bِylece sihirbazlar geldiği zaman Musa (A.S) onlara: “Siz atacağınız ؛eyleri atın.” dedi.

• Yunus 81

فَلَمَّا أَلْقَوْا قَالَ مُوسَىٰ مَا جِئْتُمْ بِهِ السِّحْرُ ۖ إِنَّ اللَّهَ سَيُبْطِلُهُ ۖ إِنَّ اللَّهَ لَا يُصْلِحُ عَمَلَ الْمُفْسِدِينَ

⁃ Fe lemmâ elkav kâle mûsâ mâ ci’tum bihis sihr(sihru), innallâhe se yubtiluh(yubtiluhu), innallâhe lâ yuslihu amelel mufsidîn(mufsidîne).

Onlar attıkları zaman Musa (A.S) ؛ِyle dedi: “Sizin getirdiğiniz ؛ey sihirdir. Muhakkak ki Allah, onu bâtıl (geçersiz) kılacaktır.” Allah, muhakkak ki fesat çıkaranların amelini ıslâh etmez.

• Yunus 82

وَيُحِقُّ اللَّهُ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ

⁃ Ve yuhikkullâhul hakka bi kelimâtihî ve lev kerihel mucrimûn(mucrimûne).

Ve mücrimler (suçlular) kerih gِrse de (istemese de) Allah hakkı gerçekle؛tirecektir.

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• Taha 69

وَأَلْقِ مَا فِي يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوا ۖ إِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍ ۖ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ أَتَىٰ

⁃ Ve elkı mâ fî yemînike telkaf mâ sanaû, innemâ sanaû keydu sâhır(sâhırin), ve lâ yuflihus sâhıru haysu etâ.

Ve sağ elindekini (asanı) at, onların yaptığı ؛eyleri yutacak. Onların yaptıkları sadece sihirbaz hilesidir ve sihirbazlar, nereden gelirse gelsinler, felâha (kurtulu؛a) eremezler.

• Taha 70

فَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سُجَّدًا قَالُوا آمَنَّا بِرَبِِّ هَارُونَ وَمُوسَىٰ

⁃ Fe ulkıyes seharatu succeden kâlû âmennâ bi rabbi hârûne ve mûsâ.

Bunun üzerine sihirbazlar secde ederek yere kapandılar. Biz: “Harun ve Musa’nın Rabbine îmân ettik.” dediler.

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• Mü’minun 115

أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ

⁃ E fe hasibtum ennemâ halaknâkum abesen ve ennekum ileynâ lâ turceûn(turceûne).

ضyleyse Bizim, sizi abes olarak (bo؛ yere) yarattığımızı ve Bize dِndürülmeyeceğinizi mi zannettiniz?

• Mü’minun 116

فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ ۖ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ

⁃ Fe teâlallâhul melikul hakk(hakku), lâ ilâhe illâ hû(huve), rabbul ar؛il kerîm(kerîmi).

İ؛te Hakk Melik olan Allah, çok yüce’dir. O’ndan ba؛ka İlâh yoktur. (O), kerim ar؛’ın Rabbidir.

• Mü’minun 117

وَمَنْ يَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَٰهًا آخَرَ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِهِ فَإِنَّمَا حِسَابُهُ عِنْدَ رَبِّهِ ۚ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ

⁃ Ve men yed’u maallâhi ilâhen âhare lâ burhâne lehu bihî fe innemâ hısâbuhu inde rabbih(rabbihi), innehu lâ yuflihul kâfirûn(kâfirûne).

Ve kim, bir burhanı (delili) olmamasına rağmen, Allah ile beraber ba؛ka bir ilâha taparsa, artık onun hesabı sadece Rabbinin katındadır. Muhakkak ki kâfirler, felâha (kurtulu؛a) eremezler.

• Mü’minun 118

وَقُلْ رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَأَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ

⁃ Ve kul rabbigfir verham ve ente hayrur râhımîn(râhımîne).

Ve de ki: “Rabbim, mağfiret et (günahlarımızı sevaba çevir) ve rahmet et (Rahîm esması ile tecelli et). Ve Sen, Rahîm olanların en hayırlısısın.”

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• Saffat 1

وَالصَّافَّاتِ صَفًّا

⁃ Ves sâffati saffâ(saffen).

Ve saf bağlayarak (hu؛û ile Allah’ın huzurunda) saf halinde bulunanlara andolsun.

• Saffat 2

فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًا

⁃ Fez zâcirâti zecrâ(zecran).

Toplayıp sevkedenlere (sağ ve sol kanat velîlerine).

• Saffat 3

فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًا

⁃ Fet tâliyâti zikrâ(zikran).

Zikrederek (Kur’ân) tilâvet edenlere (okuyanlara) (andolsun).

• Saffat 4

إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَاحِدٌ

⁃ İnne ilâhekum le vâhıd(vâhıdun).

Muhakkak ki sizin İlâhınız, mutlaka Tek’tir.

• Saffat 5

رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِ

⁃ Rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ ve rabbul me؛ârık(me؛ârıkı).

Gِklerin, yerin ve ikisi arasında olanların Rabbidir. Ve doğuların (da) Rabbidir.

• Saffat 6

إِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ

⁃ İnnâ zeyyennes semâed dunyâ bi zîynetinil kevâkib(kevâkibi).

Muhakkak ki Biz; dünya semasını, yıldızları ziynet kılarak süsledik.

• Saffat 7

وَحِفْظًا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍ

⁃ Ve hıfzan min kulli ؛eytânin mârid(mâridin).

Ve marid (azgın ve asi) ؛eytanların hepsinden muhafaza ederek.

• Saffat 8

لَا يَسَّمَّعُونَ إِلَى الْمَلَإِ الْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍ

⁃ Lâ yessemmeûne ilel meleil a’lâ ve yukzefûne minkulli cânib(cânibin).

Melei A’lâ’ya kulak verip dinleyemezler ve her taraftan atılırlar (kovulurlar).

• Saffat 9

دُحُورًا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ

⁃ Duhûran ve lehum azâbun vâsib(vâsibun).

Kovulmu؛ olarak, onlar için kesilmeyen sürekli azap vardır.

• Saffat 10

إِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ

⁃ İllâ men hatıfel hatfete fe etbeahu ؛ihâbun sâkib(sâkibun).

Ancak kim bir sِz kapıp kaçarsa, o taktirde kayıp giden yakıcı bir alev onu takip eder (ona ula؛ır, yok eder).

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• Ahkaf 29

وَإِذْ صَرَفْنَا إِلَيْكَ نَفَرًا مِنَ الْجِنِِّ يَسْتَمِعُونَ الْقُرْآنَ فَلَمَّا حَضَرُوهُ قَالُوا أَنْصِتُوا ۖ فَلَمَّا

قُضِيَ وَلَّوْا إِلَىٰ قَوْمِهِمْ مُنْذِرِينَ

⁃ Ve iz sarefnâ ileyke neferen minel cinni yestemiûnel kur’ân(kur’âne), fe lemmâ hadarûhu kâlû ensıtû, fe lemmâ kudıye vellev ilâ kavmihim munzirîn(munzirîne).

Cinlerden bir grubu sana yِneltmi؛tik, Kur’ân’ı dinlemeleri için. Onun huzuruna geldikleri zaman “Susun, dinleyin!” dediler. Sonra (Kur’ân-ı Kerim okuması) bitirilince kendi kavimlerine uyarıcılar olarak dِndüler.

• Ahkaf 30

قَالُوا يَا قَوْمَنَا إِنَّا سَمِعْنَا كِتَابًا أُنْزِلَ مِنْ بَعْدِ مُوسَىٰ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ يَهْدِي إِلَى

الْحَقِِّ وَإِلَىٰ طَرِيقٍ مُسْتَقِيمٍ

⁃ Kâlû yâ kavmenâ innâ semî’nâ kitâben unzile min ba’di mûsâ musaddikan li mâ beyne yedeyhi yehdî ilel hakkı ve ilâ tarîkın mustekîm(mustekîmin).

Onlar: “Ey kavmimiz! Muhakkak ki biz, Hz. Musa’dan sonra indirilen, onların elindekini tasdik eden Hakk’a ula؛tıran ve Tarîki Mustakîm’e hidayet eden bir kitap dinledik.” dediler.

• Ahkaf 31

يَا قَوْمَنَا أَجِيبُوا دَاعِيَ اللَّهِ وَآمِنُوا بِهِ يَغْفِرْ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُجِرْكُمْ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ

⁃ Yâ kavmenâ ecîbû dâiyallâhi ve âminû bihî yagfir lekum min zunûbikum ve yucirkum min azâbin elîm(elîmin).

Ey kavmimiz! Allah’ın davetçisine icabet edin. Ve O’na îmân edin ki, sizin günahlarınızı bağı؛lasın ve mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve sizi elîm azaptan korusun.

• Ahkaf 32

وَمَنْ لَا يُجِبْ دَاعِيَ اللَّهِ فَلَيْسَ بِمُعْجِزٍ فِي الْأَرْضِ وَلَيْسَ لَهُ مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءُ ۚ أُولَٰئِكَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

⁃ Ve men lâ yucib dâiyallâhi fe leyse bi mu’cizin fîl ardı ve leyse lehu min dûnihî evliyâu, ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).

Ve Allah’ın davetçisine icabet etmeyen kimse, yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah’tan ba؛ka dostları yoktur. İ؛te onlar apaçık dalâlet içindedirler.

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• Rahman 33

يَا مَعْشَرَ الْجِنِِّ وَالْإِنْسِ إِنِ اسْتَطَعْتُمْ أَنْ تَنْفُذُوا مِنْ أَقْطَارِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ فَانْفُذُوا ۚ

لَا تَنْفُذُونَ إِلَّا بِسُلْطَانٍ

⁃ Yâ ma’؛erel cinni vel insi inisteta’tum en tenfuzû min aktâris semâvâti vel ardı fenfuz(fenfuzû), lâ tenfuzûne illâ bi sultân(sultânin).

Ey insan ve cin topluluğu! Semaların ve arzın kuturlarından (çaplarından) nüfuz etmeye (çıkıp gitmeye) eğer gücünüz yetiyorsa, haydi nüfuz edin (geçip, çıkın)! Bir sultan (bir mür؛id) olmaksızın nüfuz edemezsiniz (geçip çıkamazsınız).

• Rahman 34

فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِِّبَانِ

⁃ Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân(tukezzibâni).

O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni’metlerini yalanlıyorsunuz?

• Rahman 35

يُرْسَلُ عَلَيْكُمَا شُوَاظٌ مِنْ نَارٍ وَنُحَاسٌ فَلَا تَنْتَصِرَانِ

⁃ Yurselu aleykumâ ؛uvâzun min nârin ve nuhâsun fe lâ tentesırân(tentesırâni).

Sizin üzerinize, ate؛ten bir alev ve duman gِnderilir. O zaman yardımla؛amazsınız (kurtulamazsınız).

• Rahman 36

فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِِّبَانِ

⁃ Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân(tukezzibâni).

O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni’metlerini yalanlıyorsunuz?

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• Ha؛r 20

لَا يَسْتَوِي أَصْحَابُ النَّارِ وَأَصْحَابُ الْجَنَّةِ ۚ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمُ الْفَائِزُونَ

⁃ Lâ yestevî ashâbun nâri ve ashâbul cenneh(cenneti), ashâbul cenneti humul fâizûn(fâizûne).

Ate؛ ehli ile cennet ehli bir (e؛it) değildir. Cennet ehli; onlar, kurtulu؛a erenlerdir.

• Ha؛r 21

لَوْ أَنْزَلْنَا هَٰذَا الْقُرْآنَ عَلَىٰ جَبَلٍ لَرَأَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ ۚ وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ
نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

⁃ Lev enzelnâ hâzel kur’âne alâ cebelin le reeytehu hâ؛ian mutesaddian min ha؛yetillâh(ha؛yetillâhi), ve tilkel emsâlu nadribuhâ lin nâsi leallehum yetefekkerûn(yetefekkerûne).

Eğer Biz, bu Kur’ân’ı, dağa indirseydik, O’nu mutlaka, Allah’ın korkusundan hu؛û ile boynunu bükmü؛, parça parça olmu؛ gِrürdün. Ve insanlar için bu misalleri veriyoruz. Umulur ki, bِylece onlar tefekkür ederler.

• Ha؛r 22

هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ ۖ هُوَ الرَّحْمَٰنُ الرَّحِيمُ

⁃ Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, âlimul gaybi ve؛ ؛ehâdeh(؛ehâdeti), huver rahmânur rahîm(rahîmu).

O Allah ki, O’ndan ba؛ka İlâh yoktur. Gaybı (gِrünmeyeni) ve gِrüneni de O bilir. O; Rahmân’dır, Rahîm’dir.

• Ha؛r 23

هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ ۚ
سُبْحَانَا للَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونْ

⁃ Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, elmelikul kuddûsus selâmul mû’minul muheyminul azîzul cebbârul mutekebbir(mutekebbiru), subhânallâhi ammâ yu؛rikûn(yu؛rikûne).

O Allah ki; O’ndan ba؛ka İlâh yoktur, Melik’tir (hükümrandır), Kuddüs’tür (mukaddestir), Selâm’dır (selâmete erdirendir), Mü’mindir (emniyet verendir), Müheymin’dir (koruyup gِzetendir), Azîz’dir (yücedir), Cabbar’dır (cebredendir), Mütekebbir’dir (pek büyük olandır). Allah, ؛irk ko؛ulan ؛eylerden münezzehtir (uzaktır).

• Ha؛r 24

هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ ۖ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَىٰ ۚ يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ
وَالْأَرْضِ ۖ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

⁃ Huvallâhul hâlikul bâriûl musavviru lehul esmâul husnâ, yusebbihu lehu mâ fîs semâvâti vel ard(ardı) ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).

O Allah ki; Yaratan’dır, Bâri’dir (yokken var eden), Musavvir’dir (؛ekil verendir), güzel isimler O’nundur. Gِklerde ve yerde olanlar O’nu tespih eder. Ve O; Azîz’dir (yücedir), Hakîm’dir (hüküm ve hikmet sahibidir).

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• Cin 1

قُلْ اُو۫حِيَ اِلَيَّ اَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِِّ فَقَالُٓوا اِنَّا سَمِعْنَا قُرْاٰناً عَجَباًۙ

⁃ Kul ûhıye ileyye ennehustemea neferun minel cinni fe kâlû innâ semi’nâ kur’ânen acebâ(aceben).

De ki: “Cinlerden bir topluluğun (Kur’ân) dinlediği, sonra: “Biz gerçekten harika, güzel bir Kur’ân i؛ittik.” dedikleri bana vahyedildi.”

• Cin 2

يَهْدِي إِلَى الرُّشْدِ فَآمَنَّا بِهِ ۖ وَلَنْ نُشْرِكَ بِرَبِّنَا أَحَدً

⁃ Yehdî iler ru؛di fe âmennâ bih(bihî), ve len nu؛rike bi rabbinâ ehadâ(ehaden).

“O (Kur’ân), ir؛ada ula؛tırır, artık biz, O’na îmân ettik ve artık kimseyi Rabbimize asla ortak ko؛mayız.”

• Cin 3

وَأَنَّهُ تَعَالَىٰ جَدُّ رَبِّنَا مَا اتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَا وَلَدًا

⁃ Ve ennehu teâlâ ceddu rabbinâ mettehaze sâhıbeten ve lâ veledâ(veleden).

Ve bizim Rabbimizin ؛anı çok yücedir. O’nun, bir sahibe (e؛) ve oğul edinmediğine (îmân ettik).

• Cin 4

وَأَنَّهُ كَانَ يَقُولُ سَفِيهُنَا عَلَى اللَّهِ شَطَطًا

⁃ Ve ennehu kâne yekûlu sefîhunâ alâllâhi ؛etatâ(؛etatan).

Ve o bizim sefih (ahmak) olanımızın (iblisin), Allah’a kar؛ı asılsız (saçma sapan ؛eyler) sِylemi؛ olduğuna (inanıyoruz).

• Cin 5

وَأَنَّا ظَنَنَّا أَنْ لَنْ تَقُولَ الْإِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَى اللَّهِ كَذِبًا

⁃ Ve ennâ zanennâ en len tekûlel insu vel cinnu alâllâhi kezibâ(keziben).

Ve gerçekten biz, insanların ve cinlerin Allah’a kar؛ı asla yalan sِylemediğini zannettik.

• Cin 6

وَأَنَّهُ كَانَ رِجَالٌ مِنَ الْإِنْسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِنَ الْجِنِِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقًا

⁃ Ve ennehu kâne ricâlun minel insi yeûzûne bi ricâlin minel cinni fe zâdûhum rehekâ(rehekan).

Ve insanlardan bazı adamlar, cinlerden bazı adamlara sığınıyorlardı. Bِylece onların (cinlerin) azgınlıklarını artırdılar.

• Cin 7

وَأَنَّهُمْ ظَنُّوا كَمَا ظَنَنْتُمْ أَنْ لَنْ يَبْعَثَ اللَّهُ أَحَدًا

⁃ Ve ennehum zannû kemâ zanentum en len yeb’asallâhu ehadâ(ehaden).

Ve onlar da, sizin zannettiğiniz gibi Allah’ın hiç kimseyi yeniden diriltmeyeceğini zannettiler.

• Cin 8

وَأَنَّا لَمَسْنَا السَّمَاءَ فَوَجَدْنَاهَا مُلِئَتْ حَرَسًا شَدِيدًا وَشُهُبًا

⁃ Ve ennâ le mesnes semâe fe vecednâhâ muliet haresen ؛edîden ve ؛uhubâ(؛uhuben).

Ve gerçekten biz semaya, elbette dokunduk. O zaman onu çok güçlü bekçiler ve ؛ihaplarla (yakıcı ı؛ınlarla) doldurulmu؛ bulduk.

• Cin 9

وَأَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِ ۖ فَمَنْ يَسْتَمِعِ الْآنَ يَجِدْ لَهُ شِهَابًا رَصَدًا

⁃ Ve ennâ kunnâ nak’udu minhâ mekâıde lis sem’i fe men yestemiıl âne yecid lehu ؛ihâben rasadâ(rasaden).

Ve gerçekten biz, (meleklerin sِzlerini) dinlemek için orada oturma yerlerine otururduk. Fakat ؛imdi, kim dinlemek isterse, onu gِzleyen (izleyen) bir ؛ihap (ate؛ ؛ulesi) bulur.

• Cin 10

وَأَنَّا لَا نَدْرِي أَشَرٌّ أُرِيدَ بِمَنْ فِي الْأَرْضِ أَمْ أَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَدًا

⁃ Ve ennâ lâ nedrî e؛errun urîde bi men fîl ardı em erâde bi him rabbuhum re؛edâ(re؛eden).

Ve gerçekten biz bilmiyoruz. Yeryüzünde olan kimselere bir ؛err mi murad edildi, yoksa Rab’leri onların ir؛ad olmalarını mı diledi?

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

   • Cin 28

لِيَعْلَمَ أَنْ قَدْ أَبْلَغُوا رِسَالَاتِ رَبِِّهِمْ وَأَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَأَحْصَىٰ كُلَّ شَيْءٍ عَدَدًا

⁃ Li ya’leme en kad eblegû rısâlâti rabbihim ve ehâta bimâ ledeyhim ve ahsâ kulle ؛ey’in adedâ(adeden).

Rab’lerinin risaletlerinin tebliğ edilmi؛ olduğunu bilsinler diye. Ve (Allah) onların yanlarında olanları (ilmi ile) ihata etmi؛tir (ku؛atmı؛tır). Ve her؛eyin adedini sayıp tespit etmi؛tir.

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• Mülk 1

تَبَارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

⁃ Tebârekellezî bi yedihil mulku ve huve alâ kulli ؛ey’in kadîr(kadîrun)

Mülk elinde (kudretinde) olan O (Allah) Mübarek’tir. Ve O, her؛eye kaadirdir

• Mülk 2

الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا ۚ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ

⁃ Ellezî halakal mevte vel hayâte li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ(amelen), ve huvel azî zul gafûr(gafûru).

“Sizin hanginizin en güzel ameli yapacağını” imtihan etmek için ِlümü ve hayatı yaratan O’dur. Ve O; Aziz’dir, Gafûr’dur.

• Mülk 3

الَّذِي خَلَقَ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ طِبَاقًا ۖ مَا تَرَىٰ فِي خَلْقِ الرَّحْمَٰنِ مِنْ تَفَاوُتٍ ۖ فَارْجِعِ الْبَصَرَ

هَلْ تَرَىٰ مِنْ فُطُورٍ

⁃ Ellezî halaka seb’a semâvâtin tibâkâ(tibâkan), mâ terâ fî halkır rahmâni min tefâvut(tefâvutin), ferciıl basara hel terâ min futûr(futûrin).

Gِkleri yedi tabaka (7 kat) olarak yaratan O’dur. Rahmân’ın yaratmasında bir uyumsuzluk gِremezsin. Haydi bakı؛ını çevir (tekrar bak), bir yarık (çatlak) gِrüyor musun?

• Mülk 4

ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنْقَلِبْ إِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِئًا وَهُوَ حَسِيرٌ

⁃ Summerciıl basara kerreteyni yenkalib lieykel basaru hâsien ve huve hasîr(hasîrun).

Sonra iki defa daha bakı؛ını çevir (bak). Bakı؛ın aciz ve yorgun olarak sana (geri) dِner.

• Mülk 5

وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاطِينِ ۖ وَأَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّعِيرِ

⁃ Ve lekad zeyyennes semâed dunyâ bi mesâbîha ve cealnâhâ rucûmen li؛ ؛eyâtîni ve a’tednâ lehum azâbes saîr(saîri).

Ve andolsun ki, dünyanın semasını kandillerle süsledik. Ve onları, ؛eytanlar için (atılacak) ta؛lar kıldık. Ve onlar için alevli ate؛in azabını hazırladık.

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• İsra 80

وَقُلْ جَٓاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُۜ اِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً

⁃ Ve kul câel hakku ve zehekal bâtıl(bâtılu), innel bâtıle kâne zehûkâ(zehûkan).

De ki: “Hak geldi, bâtıl zail oldu (yok oldu). Muhakkak ki bâtıl yok olacaktır (yok olmaya mahkûmdur).”

• İsra 81

وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ وَلَا يَز۪يدُ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا خَسَاراً

⁃ Ve nunezzilu minel kur’âni mâ huve ؛ifâun ve rahmetun lil mu’minîne ve lâ yezîduz zâlimîne illâ hasârâ(hasâran).

Kur’ân’dan indirdiğimiz ؛eyler, mü’minler için ؛ifadır ve rahmettir. Ve zalimlerin sadece hüsranını (kaybettiği dereceleri) arttırır.

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• Kalem 51

وَإِنْ يَكَادُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُ لَمَجْنُونٌ

⁃ Ve in yekâdullezîne keferû le yuzlikûneke bi ebsârihim lemmâ semîûz zikra ve yekûlûne innehu le mecnûn(mecnûnun).

Ve inkâr edenler, zikri (Kur’ân’ı) i؛ittikleri zaman gerçekten seni, neredeyse gِzleri ile devirirler. Ve: “Muhakkak ki o, gerçekten mecnundur (delidir).” derler.

• Kalem 52

وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ

⁃ Ve mâ huve illâ zikrun lil âlemîn(âlemîne).

Ve O (Kur’ân), âlemlere zikirden (ِğütten) ba؛ka bir ؛ey değildir.

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• İhlas 1

قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ

⁃ Kul huvallâhu ehad(ehadun).

De ki: “O Allah, Bir’dir (Tek’tir).”

• İhlas 2

اللَّهُ الصَّمَدُ

⁃ Allâhus samed(samedu).

Allah Samed’dir (her؛ey O’na muhtaçtır, O, hiçbir ؛eye muhtaç değildir).

• İhlas 3

لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ

⁃ Lem yelid ve lem yûled.

O, doğurmadı ve doğurulmadı.

• İhlas 4

وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ

⁃ Ve lem yekun lehu kufuven ehad(ehadun).

Ve O’nun bir dengi olmadı (olamaz).

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• Felak 1

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ

⁃ Kul eûzu bi rabbil felak(felakı).

De ki: “Ben, Felâk’ın Rabbine sığınırım.”

• Felak 2

مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ

⁃ Min ؛erri mâ halak(halaka).

Yarattıklarının ؛errinden.

• Felak 3

وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ

⁃ Ve min ؛erri gâsikın izâ vekab(vekabe).

Ve karanlığı çِktüğü zaman gecenin ؛errinden.

• Felak 4

وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ

⁃ Ve min ؛errin neffâsâti fîl ukad(ukadi).

Ve düğümlere üfleyenlerin ؛errinden.

• Felak 5

وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ

⁃ Ve min ؛erri hâsidin izâ hased(hasede).

Ve haset ettiği zaman, haset edenin ؛errinden.

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• Nas 1

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ

⁃ Kul eûzu bi rabbin nâs(nâsi).

De ki: “Ben insanların Rabbine sığınırım.”

• Nas 2

مَلِكِ النَّاسِ

⁃ Melikin nâs(nâsi).

İnsanların melikine (mâlikine).

• Nas 3

إِلَٰهِ النَّاسِ

İlâhin nâs(nâsi).
İnsanların İlâhı’na (sığınırım).

• Nas 4

مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ

⁃ Min ؛erril vesvâsil hannâs(hannâsi).

Hannasın vesveselerinin ؛errinden.

• Nas 5

الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ

⁃ Ellezî yuvesvisu fî sudûrin nâs(nâsi).

Ki o (hannas), insanların gِğüslerine vesvese verir.

• Nas 6

مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ

⁃ Minel cinneti ven nâs(nâsi).

İnsanlardan ve cinlerden (insanların Rabbine, Meliki’ne ve İlâhı’na sığınırım).

CİN SضZـNDE SADIK KALMAZSA OKUNACAK AYETLER

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• Bakara 99

وَلَقَدْ اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍۚ وَمَا يَكْفُرُ بِهَٓا اِلَّا الْفَاسِقُونَ

⁃ Ve lekad enzelnâ ileyke âyâtin beyyinât(beyyinâtin), ve mâ yekfuru bihâ illel fâsikûn(fâsikûne).

Ve andolsun ki sana apaçık âyetler indirdik. Ve bunları fâsıklardan ba؛ka kimse inkâr etmez.

• Bakara 100

اَوَكُلَّمَا عَاهَدُوا عَهْداً نَبَذَهُ فَر۪يقٌ مِنْهُمْۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

⁃ E ve kullemâ âhedû ahden nebezehu ferîkun minhum bel ekseruhum lâ yu’minûn(yu’minûne).

Ve onlardan bir kısmı, bir ahd yaptıkları zaman, her defasında onu nakzettiler mi (bozmadılar mı)? Evet (bozdular), onların çoğu îmân etmezler.

• Bakara 101

وَلَمَّا جَٓاءَهُمْ رَسُولٌ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَهُمْ نَبَذَ فَر۪يقٌ مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَۗ كِتَابَ اللّٰهِ وَرَٓاءَ

ظُهُورِهِمْ كَاَنَّهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

⁃ Ve lemmâ câehum resûlun min indillâhi musaddikun limâ meahum nebeze ferîkun minellezîne ûtûl kitâb(kitâbe), kitâballâhi verâe zuhûrihim ke ennehum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).

Ve onlara Allah’ın katından yanlarındaki (Kitab’ı) tasdik eden (doğrulayan) bir resûl geldiği zaman, kitapverilenlerden bir kısmı, sanki bilmiyorlarmı؛ gibi, Allah’ın Kitab’ını arkalarına attılar.

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• Enfal 56

اَلَّذ۪ينَ عَاهَدْتَ مِنْهُمْ ثُمَّ يَنْقُضُونَ عَهْدَهُمْ ف۪ي كُلِّ مَرَّةٍ وَهُمْ لَا يَتَّقُونَ

⁃ Ellezîne âhedte minhum summe yenkudûne ahdehum fî kulli merretin ve hum lâ yettekûn(yettekûne).

Onlardan ahd aldığın kimseler, sonra ahdlerini her defasında bozarlar. Ve onlar, takva sahibi değildirler (olmazlar).

• Enfal 57

فَاِمَّا تَثْقَفَنَّهُمْ فِي الْحَرْبِ فَشَرِّدْ بِهِمْ مَنْ خَلْفَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ

⁃ Fe immâ teskafennehum fîl harbi fe؛errid bihim men halfehum leallehum yezzekkerûn(yezzekkerûne).

Fakat onları, harpte yakaladığın zaman onları ِyle yıldır (korkut ki); onların arkasındakiler, bِylece tezekkür etsinler.

• Enfal 58

وَاِمَّا تَخَافَنَّ مِنْ قَوْمٍ خِيَانَةً فَانْبِذْ اِلَيْهِمْ عَلٰى سَوَٓاءٍۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْخَٓائِن۪ينَ۟

⁃ Ve immâ tehâfenne min kavmin hiyâneten fenbiz ileyhim alâ sevâin, innallâhe lâ yuhıbbul hâinîn(hâinîne).

Ve fakat bir kavmin, (ahde) ihanetinden kesinlikle korkarsan artık e؛itlik üzerine ahdlerini iptal et (onlara at). Muhakkak ki Allah, hainleri (ihanet edenleri) sevmez.

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• Tevbe 12

وَاِنْ نَكَثُٓوا اَيْمَانَهُمْ مِنْ بَعْدِ عَهْدِهِمْ وَطَعَنُوا ف۪ي د۪ينِكُمْ فَقَاتِلُٓوا اَئِمَّةَ الْكُفْرِۙ اِنَّهُمْ لَٓا اَيْمَانَ لَهُمْ

لَعَلَّهُمْ يَنْتَهُونَ

⁃ Ve in nekesû eymânehum min ba’di ahdihim ve ta’anû fî dînikum fe kâtilû eimmetel kufri innehum lâ eymâne lehum leallehum yentehûn(yentehûne).

Ve ahdlerinden sonra ؛âyet yeminlerini bozarlarsa ve dîniniz hakkında dil uzatırlarsa o taktirde küfrün ِnderleri ile sava؛ın. اünkü onların (muhakkak ki; onların), yeminleri yoktur. Bِylece (umulur ki) vazgeçerler.

• Tevbe 13

اَلَا تُقَاتِلُونَ قَوْماً نَكَثُٓوا اَيْمَانَهُمْ وَهَمُّوا بِاِخْرَاجِ الرَّسُولِ وَهُمْ بَدَؤُ۫كُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍۜ

اَتَخْشَوْنَهُمْۚ فَاللّٰهُ اَحَقُّ اَنْ تَخْشَوْهُ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ

⁃ E lâ tukâtilûne kavmen nekesû eymânehum ve hemmû bi ihrâcir resûli ve hum bedeûkum evvele merreh(merretin), e tah؛evnehum, fallâhu ehakku en tah؛evhu in kuntum mu’minîn(mu’minîne).

Yeminlerini bozan bir kavimle sava؛mayacak mısınız? Ve (onlar) resûlü (yurdundan) çıkarmaya kalkı؛tılar (karar verdiler) ve sizinle (sava؛a) ilk defa ba؛layanlar onlardır. Onlardan korkuyor musunuz? (Halbuki) Allah, ؛âyet mü’minlerseniz, O’ndan korkmanız için daha çok hak sahibidir.

• Tevbe 14

قَاتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ اللّٰهُ بِاَيْد۪يكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنْصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُؤْمِن۪ينَۙ

⁃ Kâtilûhum yuazzibhumullâhu bi eydîkum ve yuhzihim ve yansurkum aleyhim ve ye؛fi sudûre kavmin mu’minîn(mu’minîne).

Onlarla sava؛ın. Allah sizin ellerinizle onları azaplandırır ve onları alçaltır. Ve onlara kar؛ı size yardım eder (zafere ula؛tırır). Ve mü’minler kavminin gِğüslerine ؛ifa verir (iyile؛tirir, ferahlatır).

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠٠

• Nahl 90

اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَا۪يتَٓائِ ذِي الْقُرْبٰى وَيَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ

وَالْبَغْيِۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

⁃ İnnallâhe ye’muru bil adli vel ihsâni ve îtâi zîl kurbâ ve yenhâ anil fah؛âi vel munkeri vel bagy(bagyi), yeizukum leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).

Muhakkak ki Allah, adaletli olmayı ve ihsanı ve akrabalara vermeyi emreder. Ve fuhu؛tan, münkerden (Allah’ın yasakladığı ؛eylerden) ve azgınlıktan (hakka tecavüzden) sizi nehyeder. Bِylece umulur ki siz, tezekkür edersiniz diye size ِğüt veriyor.

• Nahl 91

وَاَوْفُوا بِعَهْدِ اللّٰهِ اِذَا عَاهَدْتُمْ وَلَا تَنْقُضُوا الْاَيْمَانَ بَعْدَ تَوْك۪يدِهَا وَقَدْ جَعَلْتُمُ اللّٰهَ عَلَيْكُمْ

كَف۪يلاًۜ اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ

⁃ Ve evfû bi ahdillâhi izâ ahedtum ve lâ tenkudûl eymâne ba’de tevkîdihâ ve kad cealtumullâhe aleykum kefîlâ(kefîlen), innallâhe ya’lemu mâ tef’alûn(tef’alûne).

(Allah ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi ve iradenizi teslim etme konusunda) sizinle ahdle؛tiği zaman Allah’ın ahdini ifa edin (yerine getirin). Onu, sağlamla؛tırdıktan (hidayete erdikten ve nefsinizi tezkiye ettikten) sonra yeminleri bozmayın (ruhunuzu Allah’a ula؛tırdıktan ve nefsinizi tezkiye ettikten sonra dalâlete dü؛meyin). Ve siz, Allah’ı üzerinize kefil kılmı؛tınız (Allahû Tealâ, sizi hidayete erdirerek, ruhunuzu Kendisine ula؛tırarak verdiği sِzü, kefaletini yerine getirmi؛ti). Muhakkak ki Allah, sizin ne yaptığınızı bilir.

NOT:
Yukarıda payla؛tığım ayetlerin, Arapça metinlerinde yazım hataları olabilir, (Orjinal bir kuranı kerimden ayetleri kontrol edebilirsiniz) elimden geldiği kadar gِrdüklerimi düzeltmeye çalı؛tım, türkçe okunu؛ ve meâlinide koydum isteyenler için, diyebilirsiniz RUKYE AYETLERİ hepsi bu kadar mı..?
Tabi kide hayır, Kur-an’ı Kerim’in hepsi ؛ifadır, benim payla؛tıklarım bir çok rukyecinin, hastalara tedavi olarak okuduğu, herkesin kolayca ezberleyeceği ayetlerdir.

Ayrıca yukarıdaki ayetlerin dı؛ında, a؛ağıda numaralarını verdiğim ayetlerde, cinleri rahatsız etmekte ve hastalara okunmaktadır, dileğen bakabilir, daha fazlası için KUR-AN OKUYUN.!!

  • Nisa suresi, 167-173
  • Maide suresi, 33-34
  • En’am suresi, 93
  • Araf suresi, 44-51
  • Araf suresi, 102-103
  • Enfal suresi, 12-13
  • Tevbe suresi, 7
  • İbrahim suresi, 15-17
  • İbrahim suresi, 42-52
  • Hicr suresi, 16-18
  • İsra suresi, 110-111
  • Enbiya suresi, 70
  • Duhan suresi, 43-54
  • Ahkaf suresi, 29-34
  • Hac suresi, 1922
  • Meryem suresi,68-72
  • Mülk suresi, 5-11

TEDAVİ SONRASI

Hasta ki؛i Allahu Teala’ya güvenirse, tedavi programını harfiyen yerine getirirse, cinlerin tedavileri durdurmak için verdiği ağrı ve vesveselere dayanırsa…
Zor günler, uykusuz gecelerden sonra, Allah’ın dilediği zaman ِyle ya da bِyle, cin veya cinler hastanın bedenini terk etmek zorunda kalır.

Cin veya cinlerin hastanın bedeninden çıkması bir kaç faktِre bağlıdır;

  • Hastanın durumu
  • Cinlerin kapasitesi
  • Hastalığın süresi

Cinlerin bedenden çıkmalarının yakın olduğunu gِsteren ilk belirtiler

  • Cin veya cinler sürekli ağlar ve bağırırlar bu durum iyile؛meden birkaç hafta ِnce olur, bu a؛amada hastanın vücudu çok ağırla؛ır…
  • Bazı cinler bedende küçük bir top ؛eklini alırlar ve bedende yer deği؛tirirler… Bu durumda hasta o topa sürekli okunmu؛ zeytinyağı ile masaj yapmalıdır.
  • Cin hastanın sırtında, yüreğinde veya ba؛ka bir yerde oyna؛maya ba؛lar ve sonrasında midesine yerle؛ir ve bu durumda hastaya kusma hissi gelir ve ؛iddetli ِksürür , bilincini kaybetmeye ba؛lar ve nefes almakta zorlanır. Midesindeki top yukarıya doğru çıkar, hasta bu durumda çok rahatlar.
  • Cin hasta ak؛am uyurken çıkabilir, hasta bِyle bir çıkı؛ durumunda uyanır ve çok büyük bir rahatlık hisseder
  • Hasta tuvalet ihtiyacını yaparken cin çıkabilir ve hasta çok büyük bir rahatlık hisseder
  • Cin ağız, eller vb. yerlerden de çıkabilir ama çoğu zaman ayaklardan çıkar ve bu ؛u ؛ekilde olur;

Ki؛i karnında, sırtında, kollarında, uyanan bir؛ey hisseder bir küçük kalp gibi veya bir top hissi ve bu his ayaklara doğru inmeye ba؛lar…

Bu durumda hasta bacaklarda karıncala؛ma hisseder ve bacaklarda kasılma meydana gelip (kimi zaman iğne batması gibi bir hisle beraber) cin bir veya iki bacaktan çıkar, cin çıktıktan sonra kasılma geçer ve kaslar rahatlar.

En doğrusunu Allah subhanahu wa taala bilir.

RUKYE TEDAVİSİ NEDİR?

• Tıbbı Nebevi’de uzman İbn-i Kayyım El-Cevzi anlatıyor, Peygamberimiz şikayet ediyor ve benim kavmim bu Kur’an’ı bıraktı (terk etti) Kuranı 5 şekilde terk etti: 
1. Okuma hususunda, 2. Düşünmeyi terk etti,3. Amel etmeyi terk etti, 4. Hükmetme konusunda terk etti,5. Şifa talep etmeyi terk etti. 
• Bütün Geleneksel Tıp kitaplarında, İbn-i Sina tıbbında, Peygamberimizin sünneti olan Nefesle tedavi bölümü vardır. 
• Rukye, okuyarak tedavi etmektir. Ayeti kerimede geçen “Var mı bir okuyucu?” yani “ve gile men rag!” ayetindeki “rag” okuma demektir, “Raki” okuyan kişi demektir, rukyeci ise yine Türkçe okuyarak tedavi eden kişi anlamına gelir.